BlogCeza Hukuku

Lindsay Clancy Davası ve Kusur Yeteneği: TCK m. 32 Karşılaştırması

Savunma fiili inkâr etmiyor; tartışma tümüyle kusur yeteneği üzerinde. Türkiye'de doğum sonrası döneme özgü ayrı hüküm yok, değerlendirme TCK m. 32 üzerinden yürür. Ceza Genel Kurulu lohusa döneminde rapor alınmasını zorunlu görüyor.

C
Av. Seher Koçak, LL.M.
14 Ağustos 2026
Lindsay Clancy Davası ve Kusur Yeteneği: TCK m. 32 Karşılaştırması

Amerika Birleşik Devletleri'nde Massachusetts eyaletinde görülen Lindsay Clancy davası, ceza hukukunun en zor sorusunu yeniden gündeme taşıdı: doğum sonrası ruhsal bir bozukluk, failin cezai sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Dava Türkiye'de de geniş yankı buldu. Savunma fiili inkâr etmiyor; tartışmanın tamamı sanığın fiil anındaki kusur yeteneği üzerinde yoğunlaşıyor. Bu yapı, davayı Türk hukukçusu bakımından da doğrudan ilgi çekici kılıyor: aynı soru, Türk hukukunda TCK m. 32 üzerinden sorulur.

Bu yazı bir olay anlatısı değildir. Amaç, tartışmanın hukuki çerçevesini ortaya koymak ve Türk hukukundaki karşılığını — özellikle TCK m. 32 ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun lohusa dönemine ilişkin güncel yaklaşımını — karşılaştırmalı olarak incelemektir. Bu nedenle mağdur çocuklara ilişkin bilgilere, fiilin işleniş biçimine ve adli tıp bulgularının ayrıntılarına bilinçli olarak yer verilmemiştir.

Not: Yargılama bu yazının hazırlandığı 14 Ağustos 2026 tarihinde sürmekte olup henüz hüküm kurulmamıştır. Aşağıdaki değerlendirmeler mevcut aşamaya ilişkindir.

Lindsay Clancy davasının hukuki çerçevesi

Bilgi
SanıkLindsay Clancy
MahkemePlymouth Superior Court (Massachusetts)
HâkimWilliam F. Sullivan
SavunmaCezai sorumluluğun bulunmaması (lack of criminal responsibility)
Savunma dayanağıDoğum sonrası psikoz (postpartum psychosis)
İddia makamıFailin kasten hareket ettiği ve sorumlu tutulması gerektiği
Jüri12 asıl + 6 yedek üye
Durum12. gün itibarıyla delil aşaması sürüyor

Clancy'nin savunmasını üstlenen avukat Kevin Reddington, sanığın doğum sonrası psikoz nedeniyle gerçeklik algısının bozulduğunu ileri sürüyor. İddia makamı ise fiilin kasten işlendiğini ve sanığın cezai sorumluluğunun bulunduğunu savunuyor.

Dikkat çeken nokta şudur: savunma fiili inkâr etmiyor. Tartışma tümüyle kusur yeteneği üzerinde yoğunlaşıyor — Türk hukukundaki karşılığıyla, failin algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin fiil anında bulunup bulunmadığı. Bu, ceza hukukunda "ne oldu" sorusunun değil, "fail kınanabilir mi" sorusunun tartışıldığı ender dava tiplerinden biridir.

Massachusetts ölçütü: McHoul standardı

Massachusetts hukukunda "insanity" yerine lack of criminal responsibility terimi kullanılır ve ölçüt Commonwealth v. McHoul, 352 Mass. 544 (1967) kararıyla belirlenmiştir. Standart, Model Penal Code § 4.01'in eyalet hukukuna uyarlanmış hâlidir.

Buna göre kişi, bir akıl hastalığı veya kusuru nedeniyle:

  • fiilinin suç oluşturduğunu veya hukuka aykırılığını takdir etme yeteneğinden önemli ölçüde yoksunsa, veya
  • davranışını hukukun gereklerine uydurma yeteneğinden önemli ölçüde yoksunsa

cezai sorumluluğu bulunmaz. İki seçenekli yapı dikkat çekicidir: klasik M'Naghten ölçütü (doğruyu yanlıştan ayırt etme) ile karşı konulamaz dürtü (irresistible impulse) ölçütünü birleştirir. Yani kişi fiilinin yanlış olduğunu bilse dahi, davranışını yönlendiremiyorsa savunma işleyebilir.

İspat yükü — en kritik fark

Massachusetts'te savunma usulüne uygun biçimde ileri sürüldüğünde, ispat yükü iddia makamına geçer: Commonwealth, sanığın fiil anında cezai sorumluluğa sahip olduğunu makul şüphenin ötesinde ispatlamak zorundadır. Savunmanın yapması gereken, sanığın ruhsal durumu hakkında makul bir soru doğuracak kadar delil sunmaktır.

Bu, karşılaştırmalı hukukta önemli bir tercihtir: birçok ABD eyaletinde ve federal sistemde ispat yükü sanığın üzerindedir. Massachusetts'in yaklaşımı sanık lehinedir.

Türk hukukunda karşılık: TCK m. 32

Türk Ceza Kanunu'nda konu "akıl hastalığı" başlığı altında düzenlenmiştir. Ölçüt, kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olmasıdır.

Massachusetts (McHoul)Türkiye (TCK m. 32)
ÖlçütTakdir etme veya uydurma yeteneğiAlgılama veya yönlendirme yeteneği
Yapıİki seçenekliİki seçenekli
Sonuç (tam yoksunluk)Cezai sorumluluk yokCeza verilmez — m. 32/1
Kısmi azalmaAyrı kurum yokİndirim — m. 32/2
Güvenlik tedbiriTedavi/korumaYüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi
Uzman değerlendirmesiTaraf uzmanları (adversarial)Adli Tıp Kurumu / resmî bilirkişi

Ölçütler şaşırtıcı derecede benzer. Asıl fark usuldedir: ABD sisteminde her iki taraf kendi uzmanını dinletir ve jüri hangisine itibar edeceğine karar verir. Türk sisteminde değerlendirme ağırlıkla resmî bilirkişilik kurumu üzerinden yürür ve mahkeme raporla bağlı olmasa da rapor fiilen belirleyicidir.

Yargıtay'ın lohusa dönemi yaklaşımı

Türk hukukunda bu tartışmanın en güncel ve doğrudan karşılığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 02.07.2025 tarihli kararıdır. Kurul, lohusa döneminde suç işleyen sanık bakımından yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Kurul önce kusur yeteneğinin kavramsal çerçevesini kurar:

"Bu ikisi arasında nedensel bir ilişkinin bulunması gerekir. Bu durumda kusur yeteneğinin bulunmadığından bahsedebilmek için bu algılama ve irade (davranışını yönlendirme) yeteneği kaybının yukarıda açıklanmış olan biyolojik-psikolojik etkenlerden kaynaklanmış olması gerekir."

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/322, K. 2025/300, T. 02.07.2025

Buradaki nedensellik vurgusu belirleyicidir: yalnızca bir ruhsal bozukluğun varlığı yetmez; yetenek kaybının o biyolojik-psikolojik etkenden kaynaklanmış olması aranır.

Kurul ardından somut yükümlülüğü ortaya koyar:

"Bu nedenle somut olayda lohusa döneminde suç işleyen sanığın psikolojik olarak durumunun incelenmesi ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin rapor ile belirlenmesi gerekir."

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2024/322, K. 2025/300, T. 02.07.2025

Bu, Türk uygulaması bakımından net bir sonuç doğurur: lohusa dönemi, kusur yeteneğinin resen araştırılmasını gerektiren bir olgudur. Rapor alınmadan kurulan hüküm eksik incelemeye dayanır.

Kusur yeteneğinin genel çerçevesi

Yargıtay, kusurluluğun ön şartını istikrarlı biçimde formüle eder:

"Bir kimsenin kusurluluğundan söz edebilmek için o kişinin kusur yeteneğinin bulunması, yani failin kusurlu davranabilme kabiliyetine sahip olması gerekir."

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2016/453, K. 2016/4564, T. 21.03.2016

"Yani haksızlığı anlayabilme ve bu anlayışa göre davranabilme yeteneğinin bulunması gerekir."

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2016/453, K. 2016/4564, T. 21.03.2016

Kınamanın dayanağı ise şöyle açıklanır:

"Kınamanın sebebi ise failin norma uygun davranabilecek ve hukuka uygun hareket edebilecek durumda olmasına rağmen hukuka aykırı davranışı tercih etmesi ve hukukun kendisinden talep ettiği şekilde davranmamasıdır."

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/518, K. 2017/208, T. 04.04.2017

Bu cümle, doğum sonrası psikoz savunmasının hukuki mantığını da açıklar: eğer fail norma uygun davranabilecek durumda değilse, kınamanın dayanağı ortadan kalkar.

Üçüncü model: İngiltere'nin ayrı suç tipi

Karşılaştırmayı tamamlayan üçüncü bir yaklaşım İngiltere ve Galler'de bulunuyor. Infanticide Act 1938, bir yaşından küçük çocuğunun ölümünden sorumlu olan kadının, fiil anında "doğumun etkisinden tam olarak kurtulamamış olması nedeniyle ruhsal dengesinin bozulmuş olması" hâlinde adam öldürmeden değil, infanticide'dan sorumlu tutulmasını öngörür ve daha hafif bir cezalandırma rejimine tabi kılar.

Bu modelin iki özelliği öne çıkar:

  • İspat yükü sanığa yüklenmez. Kısmi savunma olarak ileri sürüldüğünde, azaltılmış sorumluluktan (diminished responsibility) farklı olarak ispat külfeti sanıkta değildir.
  • Eşik daha düşüktür. "Ruhsal dengenin bozulmuş olması" ifadesi, azaltılmış sorumlulukta aranan "tanınmış bir tıbbi durumdan kaynaklanan zihinsel işlev anormalliği" şartından daha esnektir ve ispatı görece kolaydır.

Öğretide, 1957 Homicide Act ile getirilen azaltılmış sorumluluk kuralları karşısında ayrı bir infanticide suçunun korunmasının gerekli olup olmadığı tartışılmaktadır.

Türkiye'de ayrı bir hüküm yok

Bu karşılaştırmanın Türk hukukçusu bakımından en pratik sonucu şudur: 5237 sayılı TCK'da doğum sonrası döneme özgü ayrı bir suç tipi veya cezayı azaltan özel bir hüküm bulunmamaktadır.

Mülga 765 sayılı TCK'da yer alan ve "namus saikiyle" işlenen çocuk öldürme fiillerine indirim öngören düzenleme, yürürlükteki Kanun'a alınmamıştır. Dolayısıyla doğum sonrası ruhsal bozukluk iddiası, İngiltere'deki gibi ayrı bir suç tipi üzerinden değil, tümüyle genel kusur yeteneği rejimi — yani TCK m. 32 — üzerinden değerlendirilir.

Sonuç itibarıyla üç ihtimal vardır: yeteneğin tümüyle bulunmaması hâlinde m. 32/1 uyarınca ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanır; önemli derecede azalmış olması hâlinde m. 32/2 uyarınca indirim yapılır; etkilenmenin bu eşiklere ulaşmaması hâlinde ise genel hükümler uygulanır.

Savunma dosyası nasıl kurulur?

Karşılaştırmalı çerçeveden Türk uygulamasına dönüldüğünde, bu tür bir dosyada izlenmesi gereken sıra şudur:

  1. Doğum tarihi ile fiil tarihi arasındaki süre belgelenir. Lohusa dönemi, kusur yeteneğinin araştırılmasını gerektiren olgusal zemini oluşturur.
  2. Gebelik ve doğum sonrası sağlık kayıtları eksiksiz getirtilir. Doğum öncesi takip, doğum kayıtları, sonraki başvurular, reçeteler.
  3. Psikiyatrik başvuru ve tedavi geçmişi toplanır. Başvurunun bulunmaması tek başına aleyhe yorumlanmamalıdır; erişim engelleri ayrıca ortaya konmalıdır.
  4. İlaç kullanımı ve değişiklikleri incelenir. Başlanan, kesilen veya dozu değiştirilen ilaçlar ile fiil tarihi arasındaki ilişki gösterilir.
  5. Tanık beyanları alınır. Doğum sonrası dönemdeki davranış değişikliğini gözlemleyen aile üyeleri ve yakın çevre.
  6. Adli Tıp Kurumu raporu talep edilir. Rapor, fiil tarihi itibarıyla algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğine ilişkin olmalıdır.
  7. Nedensellik vurgulanır. Ceza Genel Kurulu'nun aradığı ölçüt, yetenek kaybının biyolojik-psikolojik etkenden kaynaklanmış olmasıdır; salt bozukluğun varlığı yeterli değildir.

Yedinci adım en çok atlanan noktadır. Raporda bozukluğun varlığı tespit edilmiş olsa dahi, nedensellik ilişkisi kurulmamışsa değerlendirme eksik kalır.

Raporun bağlayıcılığı

Adli Tıp raporu delildir; hükmün kendisi değildir. Yargıtay, denetlenemeyen ve içeriği tartışmalı raporlara dayanılarak sonuca varılamayacağını vurgulamaktadır:

"Muhtevası tartışmalı, eksik, yalnızca fiziki gelişmişliği ifade eden ve hukuken denetlenemeyen tıbbi hekimlik raporlarına dayanılarak çocuğun gelişmişliği ve davranışlarını yönlendirme iradesi bulunduğu sonucuna varılamaz."

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2021/2167, K. 2022/407, T. 18.01.2022

Karar yaş küçüklüğüne ilişkin olmakla birlikte ortaya koyduğu ilke geneldir: rapor denetlenebilir olmalı, dayandığı gözlem ve tespitleri göstermelidir. Rapora itiraz edilirken de aynı ölçüt kullanılır — hangi bulgunun hangi sonuca nasıl bağlandığı sorulur.

Kusur yeteneğine ilişkin iddiaların ele alınması ise yargılamanın amacının bir gereğidir:

"Ceza yargılamasının asıl amacı usul kurallarının ön gördüğü ilkeler doğrultusunda gerçeği araştırmak gibi varsa kusur yeteneği konusundaki iddiları da ele alıp değerlendirilmesi gerekir."

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2016/7440, K. 2017/456, T. 27.02.2017

Sık Sorulan Sorular

Lindsay Clancy davası nedir?

Massachusetts eyaletinde Plymouth Superior Court'ta görülen ve Ağustos 2026 itibarıyla devam eden bir ceza yargılamasıdır. Savunma fiili inkâr etmemekte, sanığın doğum sonrası psikoz nedeniyle fiil anında cezai sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürmektedir. İddia makamı ise fiilin kasten işlendiğini savunmaktadır.

Lindsay Clancy davası Türk hukukunda nasıl değerlendirilirdi?

Türkiye'de doğum sonrası döneme özgü ayrı bir suç tipi veya indirim hükmü bulunmadığından, aynı iddia TCK m. 32 üzerinden değerlendirilirdi. Adli Tıp Kurumu'ndan fiil tarihi itibarıyla algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğine ilişkin rapor alınması gerekirdi. Yetenek tümüyle yoksa ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanır; önemli derecede azalmışsa indirim yapılır.

Doğum sonrası psikoz Türk hukukunda cezayı kaldırır mı?

Kendiliğinden kaldırmaz. TCK m. 32 uyarınca değerlendirme, fiil anında algılama veya davranışları yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığına göre yapılır. Yetenek tümüyle yoksa ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanır; önemli derecede azalmışsa indirim söz konusu olur.

Türkiye'de "infanticide" gibi ayrı bir suç var mı?

Hayır. 5237 sayılı TCK'da doğum sonrası döneme özgü ayrı bir suç tipi veya özel indirim hükmü bulunmamaktadır. Değerlendirme genel kusur yeteneği rejimi üzerinden yürür.

Lohusa dönemi tek başına yeterli midir?

Ceza Genel Kurulu, lohusa döneminde suç işleyen sanığın psikolojik durumunun incelenmesini ve yönlendirme yeteneğinin raporla belirlenmesini gerekli görmektedir. Ancak yeterlilik değil, araştırma yükümlülüğü doğurur; sonuç rapora ve nedensellik değerlendirmesine bağlıdır.

Adli Tıp raporu mahkemeyi bağlar mı?

Rapor delildir, hüküm değildir. Ancak Yargıtay, denetlenemeyen ve içeriği tartışmalı raporlara dayanılarak sonuca varılamayacağını belirtmektedir. Rapor, dayandığı gözlem ve tespitleri gösterecek biçimde denetime elverişli olmalıdır.

ABD ile Türkiye arasındaki temel usul farkı nedir?

Massachusetts uygulamasında savunma usulüne uygun ileri sürüldüğünde ispat yükü iddia makamına geçer ve sorumluluk makul şüphenin ötesinde ispatlanır; değerlendirme taraf uzmanları üzerinden jüriye sunulur. Türk sisteminde ise değerlendirme ağırlıkla resmî bilirkişilik kurumu üzerinden yürütülür.

Psikiyatrik başvurusu olmayan bir sanık bu savunmadan yararlanabilir mi?

Başvuru bulunmaması tek başına savunmayı ortadan kaldırmaz; ancak ispatı güçleştirir. Bu nedenle sağlık kayıtları, ilaç kullanımı, tanık gözlemleri ve erişim engellerine ilişkin olgular birlikte dosyaya konulmalıdır.

Sonuç

Lindsay Clancy davası, ABD hukukunda uzun süredir tartışılan bir soruyu kamuoyu önüne taşıdı. Türk hukukçusu bakımından asıl değeri ise karşılaştırma imkânında: ölçütler büyük ölçüde örtüşüyor, ayrılık usulde ve ispat yükünde ortaya çıkıyor.

Türkiye'de doğum sonrası döneme özgü ayrı bir hüküm bulunmadığından, tüm ağırlık TCK m. 32 üzerindedir. Ceza Genel Kurulu'nun 2025 tarihli kararı ise uygulamaya somut bir yükümlülük getiriyor: lohusa döneminde işlenen fiillerde kusur yeteneğinin raporla araştırılması gerekir ve bu araştırma yapılmadan kurulan hüküm eksik incelemeye dayanır.

Savunma tarafında belirleyici olan, bozukluğun varlığını göstermek değil nedensellik ilişkisini kurmaktır: yetenek kaybının biyolojik-psikolojik etkenden kaynaklandığının, fiil tarihi itibarıyla ve denetime elverişli bir raporla ortaya konması.

İlgili konular: HAGB düzenlemesi, ceza hukukunda unsur değerlendirmesi, Ceza Genel Kurulu ölçütlerinin uygulanması.

Caseon AI ile

Kusur yeteneği dosyalarında Ceza Genel Kurulu ölçütleri ve Adli Tıp raporuna itiraz noktaları belirleyicidir. Bu başlıklar üzerinden emsal arayın; gerekçenin ilgili paragrafını künyesiyle savunmanıza taşıyın. İçtihat aramayı inceleyin

lindsay clancykusur yeteneğitck 32doğum sonrası psikozlohusaadli tıp raporu

İlgili yazılar